"20 yaşına gelmiş ve Marx okumamış biri eşşektir. Marx okuduktan sonra Marxist olmamış biri eşşoğlueşşektir." Ünsal Oskay

Bir Koreografinin Hikayesi

video

25 Ekim 2009 Fenerbahce-Galatasaray maci öncesi stad icinde sabahlamak nasil bir sey?
Koreografi iptali, maca 2 gün kala Romanya'dan dönerek yeni bir baslangic...
CK'dan Alpaslan Özcelik anlatiyor, size de dinlemek düsüyor...

Berbat bir sadakat


esat c. başak

Ünsal Oskay



Ünsal Oskay hocanın da gidişine tanık olmak kahredici. Hayatında "örnek" alabileceğin tüm "hoca"ları ve büyük insanları birer birer kaybederken bir "devrin" de sona erdiğine gözlemci oluyoruz. Ölürsek donumuz temiz olsun da arkamızdan laf etmesinler diyenlere karşı "yıkanmak istemeyen çocuklar olalım" cephesinin savunucularından, büyük hoca Ünsal Oskay'ın isminin yanında 17.10.2009 yazacaktır artık. Kaç tane daha "öğretmen" yaşıyor olacak "ne işiniz var lan bu sıcakta sınıfta, gidin dışarıda aşık olun" diyecek. Güle güle büyük hoca...

"siyasilerin ve medyanın sizlere sunmuş olduğu hayatı beğenmiyorsanız, kendinize dostoyevsky'den, sartre'den, camus'den, rousseau'dan oluşan bir hayat kurun" ü. o.

Güle güle Dicle Hoca...

kısacık saçlarıyla hep çok güzel olan,
kadın gibi bi kadın.
akıllı, seksi, inatçı, emin, hırslı, kıl...
güzel ve kocaman kahkahalı...

akıllı ve güzel kadınlar,
fazla sorgularlarsa hayatı,
çekip giderler...

güle güle git kadın...

Arı candır

Ey IMF!

Donuna kadar borclu olanlarin donuna kadar borclu olmalarini saglayan birimleri savunan baska bir millet yoktur herhalde. Gostericileri döven halk! Gül tasiyani tekme tokat deven insan. Hepsi borclu, kredi kartlari icin bankalara götünü ipotek ettiren bir ülke kalkmis banka camlarini savunuyor. Elestirilebilen protesto sekli olabilir elbette fakat Burger'in camlarina saldirirken icerideki insanlarin disari cikarilmasini istiyorlar eylemciler. Pek tabii bir yerlerine bir sey olursa sigortasiz olduklari akla geliyor. Ama onlar biliyor ki is veren kapitalist kan emiciler camlarini calisanlarindan cok sevse gerek hepsine ayri sigorta yaptirmistir. TV'de bir banka calisani bir göstericinin camlari taslamadan önce "yukari cikmamizi istediler, sanirim bize zarar vermek istemedikleri acik" demesi konuyu özetliyor. "Provake" sözünü üreten toplum, tüketecektir de elbet.

Iktidar güclerine, seni kistirdiginda her seyine sahip olabileceklere, dünyadaki en büyük kapitalist is yerlerine, onlarin daha cok satabilme ugruna her seyi mesru kildigi gercegine ve tabii ki donumuza kadar her seyi alip götüren o bankalarin camlarina asik bir milletin hayat damarlarindan biri kopmus demektir!

IMF Muhaberesi


IMF uluslararası düzeyde kapitalizmin işleyişini düzenleyen kurumdur.
IMF ikinci dünya savaşından sonra devletlerin dış borçlarını
düzenlemek için kurulmuştur. Kapitalizm artık küreseldir, artık
paranın vatanı yok. Kültürel farklılıkların, coğrafyanın, halkların,
senin,benim, kapitalizmin gözünde hiçbir önemi yoktur. Artık
kapitalizm küreseldir, para küreseldir, sömürü küreseldir, dünya da
küreseldir.
Sorun bu kadar büyük bir kürenin geleceği ve içinde yaşayan 6 milyar
insanın yaşamalarının 1 haftada belirlenebiliyor olmasıdır. Sorun
kapitalizmdir. Sorun bizim yerimize hep başkalarının düşünmesi,
hayatlarımızın gasp edilmesidir. Sorun öss manyaklığına kapılmak veya
aile zoruyla liseyi terk edip günde 9 saat it gibi çalışmaktır. Sorun
sistemin içinde yaratabileceğimiz hiçbir şeyin olmamasıdır, sorun
yapabileceğimiz tek şeyin kapitalizmin bize dayattığı kabuslardan
birini seçmek zorunda oluşumuzdur.

Hayat seninle güzel Alex!


Zaman'dan M.Burak Bürkük çok güzel bir fotoğraf yakalamış. Alex'in fotoğrafını çekerken, CK'nın yaptığı "Hayat seninle güzel" pankartını arka fonda görüntülemeyi başarınca ortaya güzel bir iş çıkmış. "Modern zamanların Lefter'i" Alex. Bu sezon bir başka güzel. Gençler maçında herkesi evine rahat gönderen adam... Hayat seninle güzel Alex!...

2 kupayı unutma vefasızlık yapma


Bu pankart öyle saniyorum ki BJK tribününce kendilerine yapilan bir "ayip" olarak tarihe not düsecek. Kafasi karisik tribünlerin filmini daha önce bircok kulüpte izlemis, sürecine taniklik etmistik. Muhtemelen de bu pankart ya "siparis" üzerine akce isi yapilmis ya da bizzat yaptirilip "acar misiniz lütfen" denilerek teslim edilmistir. Su dillere pelesenk edilen "ama bizim iki kupamiz var" söylemi yine tepede. Bu pankarti acanlar Demirören'i cidden tutarli ve yararli mi buluyorlar yoksa iliskiler duygusal mi? Sanirim bu filmi daha önce izleyenler icin tahmin edilmesi pek de zor olmayan bir sey bu. Sonuc olarak o pankarti acanlarin kendilerini tribünlerin son barikati olarak görmesi kadar ironik bir sey yok herhalde...

Turuncu Fanzin #4


Adanasporluların fanzini "Turuncu"nun yeni sayısı çıktı. Bize ulaşan fanzinleri ve Ömrümün En Güzel Hikayesi Kitabını Kadıköy Mephisto'ya bırakıyoruz. Bilgiye...

Muhteviyat:

Turuncu-Beyaz’a Doğru
Aynanın İçi
Miliç
Bir Çukurova Destanı/Dadaloğlu
Güzel Günlerden
Adanalı Olmak
Adanaspor Kapanınca Neler Hissettim?
Taraftar ve Turbeyler İçin Güzelleme
Uslu Çocuklar Değil, Sahiplenen Taraftar Olmak
Turuncuya Çalan Saçlar
Futbol Şehitlerimizi Anarken
Bazı Pankartlarımız

Cefakar Maraton #özel hamle



TARAFTARI BILINCLENDIRME OZEL SAYISI
************************************
GRUP CK tarafindan hazirlanan "Cefakar Maraton" fanzini
özel sayisi ve özel boyutu ile 4 Ekim 2009 Pazar günü
oynanacak Fenerbahçe-Gençlerbirligi mücadelesi öncesinde
"ücretsiz" dagitilacaktir.

************************************
Fanzinden 1.000 adet A5 1/2 boyutunda cogaltilmistir.
Bu sayi sadece tribünde dagitilacaktir.
Kitapevlerinde ya da kargo ile dagitim yapilmayacaktir.

Devlet dersinde öldürülmüştür!

buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
bir teneffüs daha yaşasaydı
tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
devlet dersinde öldürülmüştür

ece ayhan

Mustafa Ayer, 26 yaşında öğretmendi. 2 senedir atama beklerken bir yandan da dershanede çalışıyordu. Çevresindekilerin baskısını ensesinde hissediyordu. Tıpkı bizler gibi. Yaklaşık 250 bin atama bekleyen öğretmenden yalnızca biriydi. Dayanamadı. Ailesine "atandım" demek zorunda kaldı. Sabah evden "simit almaya gidiyorum" diye çıktı ve bir daha geri dönmedi. Çünkü kendini trenin altına bırakmıştı. Mustafa öğretmen, çaresizce intiharı seçti. Sistemin dayattığı kölelik düzenine daha fazla dayanamadı ve öldü... Geride gözü yaşlı ailesi, öğrencileri ve sevenleri...

Peki bundan sonra ne olacak?
Milli eğitim bakanı, başbakan, bakan vs... Bu haberi izlediklerinde/okuduklarında biraz sorumluluk hissedecekler mi? Bu intihar seçimine iten nedenleri sorgulayacaklar mı? Tabii ki hayır. Mustafa'nın ölümü gazetelerde ufak bir haber niteliği taşıdıktan sonra unutulacak, küpürler tozlu raflara kalkacak ve ateş yine düştüğü yeri yakacak. Bir toplumun öğretmenine verdiği değer bu kadardı işte. Güle güle hocam...

Fanatik magazinler


Onlara kısaca "Fanzin" deniyor. Evde hazırlanıp fotokopi ile çoğaltıyorlar ve yer altının sesini duyuruyorlar Milliyet Arşivinden
Fanzinler, bir zamanlar "ayak bağı" olurken ana akım medya tarafından sürekli haber konusu oluyordu. Şu anda bu "moda" geçtiğinden dolayı onlar da Fanatik'in "Fan"ı, Magazin'in "Zin"i ile başlayan haberlerine artık gerek duymuyorlar.

"Kara kızıl"lar ve Thomas Doll


Hep derler "teknik direktörler hikaye, futbolcular önemli" diye. Futbolun biraz yakınındaysak hep kaliteli futbolcuları isteriz. Bu sezon Thomas Doll ile bunun ne denli yanlış olduğunu gördük. Teknik direktörler, bir takımın ne kadar organize olduğunda payı en çok olan insanlar. Bu sene Gençlerbirliği'nin 7 hafta sonunda namağlup bir takım oluşu kadar önemli bir diğer hadise de "göze hoş gelen futbol". Daum ile 6 haftadır kayıpsız devam eden Fenerbahçe'nin buna rağmen ıslıklanan futbolcuları seyirci/taraftar gürûhunca istenen şeyin "iyi futbol" olduğu ortada. Doll ile birlikte "diri" olan Gençlerbirliği'nin dünkü Trabzon maçını 0-2'den çevirmesi en azından yenilmemesi başka neyle anlatılabilir ki? Gençlerbirliği'ni en güzel maça iyi başlayan dünkü Trabzon özetleyebilir: Maçın 25-90 dk.ları arasında skora razı olan bir Trabzon takımı. Yine de en ciddi sınavı gelecek hafta İstanbul'da Fenerbahçe'ye karşı olacak Doll ve 'Kara Kızıl'ların...

Erkeğin eteği, Çapkın'ın yemini

Radikal’den Umay Aktaş Salman’ın haberine göre, travestiler polis tarafından “Mal veya hizmet satmak için başkalarını rahatsız etmek (Kabahatler Kanunu 37. Madde) gerekçesiyle cezalandırılıyor. İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ise “yakaladığı suçlu ve kestiği ceza başına puan kazanma” uygulamasıyla cezaların önünü açıyor. Travestilerin yakalanma gerekçeleri ise polis tutanağına “kadın elbisesi giyen erkekler” olarak yansıtılıyor. Ceza kesilen travestiler, polis tarafından “yakında İstiklal Caddesi’nde de yürüyemeyeceksiniz” denilerek tehdit ediliyor.Beyoğlu ve Şişli'de yoğunlukla karşılaştıkları cezalardan dolayı evlerine hapsedildiklerini belirten travestiler tepkili. İstanbul Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transeksüel ve Travestiler Sivil Toplum Girişimi (LGBTT) bayramdan sonra polisler hakkında suç duyurusunda bulunacak.

ResistFest


+ Oi Polloi (iskoçya) - http://www.myspace.com/oipolloialba
+ Detox (Lübnan) - http://www.myspace.com/detoxlb
+ Bitov Terror (Bulgaristan)
+ Poster - iti - http://www.myspace.com/posteriti
+ Standback - http://www.myspace.com/standbacktr
+ Ofisboyz - http://www.myspace.com/ofisboyz
+ Malazlar - http://www.myspace.com/malazlar
+ Cemiyette Pişiyorum - http://www.myspace.com/cemiyettepisiyorum

30 EYLUL - 1 EKIM
Kapı açılışı : 19.00
ücret : 22 TL (2 gün içindir)
Adres : Haymatlos
istiklal caddesi, Rumeli Han
Beyoğlu / istanbul

Bursa'dan Fener geçti...


sabahin ilk isiklarinda kadiköy kimsesiz. iş günleri yogunlugu yok, uzaktan gözüken tribün gruplari ck ile vamos ve sokak köpekleri... kimse niye bu kadar erkenden gidiyoruz diye sormuyor birbirine, cünkü senenin ilk deplasesi. bu kadar erken gitmenin iskencesini sonradan anlayacagiz ama simdi hayat güzel. gebze'ye geldigimizde iniyoruz otobüsten, yürüyüse geciyoruz. eskihisar'in köfte kokulari burnu yakarken feribota dogru ciktigimizda kaptanin aziz yildirim oldugu sonradan aciklanacak ve bir tepsi icinde cay gelecek. hava hafiften ciselerken bursa'da cok islanacagiz mi diye soruyoruz kendimize... bursa'ya dogru ilerlerken polisler önce otobüsü sonra bizleri arayarak polis tesislerine götürüyor bizi. sonra... sonrasi uzun bir bekleyis. bol bol polis abilerin tuvaletine isemece, trabzon macina göz ucuyla bakmaca. nasil 6 tane atti lan onlar öyle diye sormaca... saatler ilerledikce 10 küsür otobüs tesislerde... tribünün ünlü simalari orada. aslinda deplasmaninda en güzel tarafi bu degil mi falancanin filancanin orada olmasi. her sey güzel ama cok beklemesek. maca giris oldukca iskenceli. anlam veremiyorum, kapi niye kapali? kimse anlam veremediginden yandaki koca kapi kirilarak iceri giriliyor. ayagin üstünde tüm tribünü hissetmek diye buna denir işte... mac öncesi selim kenarda bursa tribünlerine üclü cektirecek ve bu da bursa tribünlerinin cikardigi tek gür ses olacak deseler inanmazdim, cünkü cok daha iyi zamanlarini gördük bursa'nin ve bu anlamsizliga anlam arayamadik. fener tribünün deplasmani meshurdur, bunu bursali bir arkadas mac sonu cebe bir mesaj göndererek, "gördügüm en iyi deplasman tribünüydü" diyerek teyit ediyordu. mac sonu klasiklesen makaralar esliginde uzunca bir süre bekleyerek yola ciktik tekrar. bu arada üc puanla es deger de köfteci yusuf'un köfteleriydi. wc'ye girmisken calisan elemanin "abi o tuvalete 5 dk önce alex girdi" demesine cok güldüm, ayni tuvaleti paylasmak övünc kaynagi olabilir mi onu düsünürken bu gece bir kez daha alex'in kral oldugunu anladim...

dead end

...bilseydim ki bu seni son gorusum, sana simsiki sarilir ve dua ederdim tanriya ruhunu korusun diye. bilseydim ki bu seferki, bu kapidan son gecisin, sarilirdim sana, operdim, ve bir kez daha cagirirdim. bilseydim ki bu, sesini son duyusum, saklardim her kelimeni defalarca duyabileyim diye. bilseydim ki bu seni son gorusum, aptal gibi zaten bildigini farzetmezdim ve seni seviyordum derdim.

Futbol bazen sadece futboldur


Adanada’yım. Çoğu kişi buraya maç için geldiğimi düşünüyor ama bizimkisi hoş bir tesadüf , bundan 1 sene önce Livorno Adana’ya gelecek deseler ‘’hadi lan ordan’’ demeyeceğim sanki..

Bileti arkadaş vesilesi ile aldırıyoruz Kapalı tribüne , bilmeyenler için söyleyim 5 ocağın kapalısının akustiği İnönü ile eş değerdir, kutu hariç tabi. Bu gereksiz bilgiden sonra gelelim ufaktan maç yazısına.. Maç akşam saat 9’da benim evden çıkışım 8’i de geçmişti. Adana’nın yerleşimi çok dağınık değil tek merkez üzerine kurulu; stad da şehrin tam göbeğinde. Dolmuşa bindiğimde bir baba, bir çocuk gözüme ilişiyor çocukta Demirspor atkısı baba sivil. Has Adana şivesi ile konuşuyorlar :

- Baba şimdi bizimkiler (ADS) İtalya 1.ligi takımı ile mi maç yapacak ?
- Evet oğlum..
- Yener mi peki baba bizimkiler ?
- İnşallah oğlum ( kendinden pek de emin olmayan bir şekilde)

Daha sonra aralarında geçen muhabbetten anladığım çocuğun henüz 8 yaşında olduğu ve Demirsporun altyapısında futbol oynadığı. Amcası ya da bir yakını da takılıyor ufaklığa, iyi çalışırsan bir gün bize araba alırsın da şu dolmuş çilesinden kurtarırsın. Tabi diyor ‘’kirve ilk maaşımı alayım önce annem ve babamlara bir ev sonra da sana sözüm olsun bir araba’’.

Futbol içimize öylesine yerleşmiş ki günlük yaşantımızdaki bir çok şeyle ilişkilendiriyoruz. Bir çocuğun geleceğe dair umutları, uzunca seneler süper lig görmemiş bir takımın inançlı, gururlu ve haklı mücadelesi sonucu yolları aşındırması. Ve bu yol üzerinde kendi ideolojisine yakın gördüğü bir takımı şehrine kadar getirmesi ve dillere destan olacak şekilde ağırlaması, en ufak bir sorun olmadan tekrardan dostça, kardeşçe inanılmaz güzel bir atmosferde kendi çok sesliğinden, biraz arabesk de olsa (Türk tribünlerinin çoğu bu kültürden beslenir) bestelerini tüm stada söylettiren kuzey kale arkası..

Görmenizi isterdim insanların yüzündeki o heyecanı, meşalaler yakılınca tüm stadın hep bir ağızdan Partizan şarkısını ( Ciao Bella ) haykırırken ki havayı solumanızı isterdim.. Politik ve ya değil insanların kendilerini bu tarz bir ortamda bu şekilde ifade edebilmesini seviyorum, ön yargı olmadan, sınıflandırmadan sadece o anın tadını çıkartarak geleceğe dair umutlarını filizlendirdiler.

Halkıyla, tribünüyle ve camiasıyla süper ligde olsalar nasıl bir renk olacağını kestirmek zor olmasa gerek, bekliyoruk Demirspor’u..
oldskool

'Başkan'ın Adamı' olacak mısınız?

Şimdiki nesil, tarihi marka Hacettepe’nin, Hacettepe Camuzoğlu durağından sonra, nasıl Keçiörengücü’ne dönüştüğünü bilmez.
1988 yılında Hacettepe ve Keçiörenspor’u satın alan Keçiören Belediye Başkanı, takımın adını bir gecede değiştirmişti. Geçen yıl Süper Lig’de, bu yıl da 1. Lig’de baş gösteren Ankaralıların bu yoksul sevgilisi Hacettepe, o belediye başkanının açgözlülüğüyle 20 yıl hapiste kalmıştı. Günyüzü görmemecesine...
Yeni yetme Ankaragüçlü delikanlılar, Hacettepe’nin elinden topu alarak kesen o adamın, dönemin ANAP’lı Keçiören Belediye Başkanı Melih Gökçek olduğunu bilmez.
Bugün gazetelerden okudum. Cemal Aydın’la Gökçek Family anlaşmışlar, genel kurulda önce mahdum Gökçek’in üyeliği kabul edilmiş, ardından da başkanlığı oylanmış. Geçersiz oyların bazılarında Hadise’ye de oy çıkmış.
Bıyığı henüz terlemiş Ankaragüçlü gençler, Cemal Aydın’ın Gençlerbirliği’nde Cavcav’a rağmen başkan olamayınca kapağı Ankaragücü’ne attığını da bilmiyordur.
Niye anlaşmışlar peki? Cemal Aydın’da taraftar var, Gökçek’de para. Biri taraftarı verecek, öbürü de parayı.
Bazen takımlar, adları sökülüp atılarak tarihe karışırlar. Bazı takımlar da, adlarına rağmen tarihini simsiyah bir şalla örterler.
Hacettepe, 20 yıl sonra yeşil çimlere döndüğünde tribünde ağlayanları gördüm ben. Bir iftiraya kurban gitmiş kader mahkumunun, hapisten çıkar çıkmaz geldiği mahallede gördüğü itibara şahit oldum.
Mesele, Gökçeklere siyaseten karşıt olup olmamakla ilgili değildir. Mesele, siyasi değil, çünkü. Ayrıca bilen biliyor, Ankaragücü taraftarı da değilim. Ama iyi kötü o taraftarı tanıyorum.
Benim isyanım, delikanlılık raconu kesmekte burnundan kıl aldırmayanların, mahallenin güzel kızını, sevmediği o paragöz gazinocuya vermekte kuyruğa girmelerine.
Mesele, siyasi değil, ahlaki.
Bir elde çocukları bile güldürecek ‘Ankara’ya şampiyonluk’ vaatleri, öbür elde, şampiyonluk göremeden tamamlanacak bir ömür. Ama elinde bavulla takımın tarihi satın alacak olana atılacak bir ‘Gecekondu’ tokadı.
İkisi arasındaki seçimi, patronlar yaptı. Bir de taraftarın yapacağı seçim var. Bir ahlak dersi mi verecek? Alacak olanı değil, vermesi gerekeni anlatan bir ders.
O dersi alacak olan, 20 yılda kendini eğitti. Neyin dersini alacak? Onun belleği var, bizim yok. Artık takımın adını değiştirmiyor. Verdiği parayla kasasındaki tarihi boşaltıyor.
Yoksa taraftar, bedava kombine rüşvetini alıp, adı hukuken Ankaragücü olan bir takımın yanında olmaya devam mı edecek?
Ankaralı futbolseverler, bu kötü oyunun aktörlerini yeni tanımadı. Ne biz onları istedik, ne de onlar bizi sevdi.
Ama Ankaragüçlü arkadaşlarımız, kardeşlerimiz... Bizim gönlümüz, onların ‘Başkan’ın Adamları’ olmalarına razı olmayacak.
Ama bu bizim değil, onların elinde.
Anlatabildiğimi sanıyorum.
Erkan Goloğlu




Nedir?

DAHKE, 98 yilindan bu yana (simdilerde her ne kadar "kisisel hamle" olarak ciksa da) bir grup mahalleli ve liseli arkadaslar yoluyla -"alt kultur"- icerisinde kalmak amaciyla daha once dinledikleri ve etkilendikleri muzikten hareketle olusturulmus A5 fanzindir. "Muzik bir protesto aracidir" diyen doksanli yillardaki turki$ punkestalardan etkilenerek olusturulan fanzin "muzik dergisi" olarak degil punk felsefesi, hardcore etigi gibi muzikten daha cok "tavir" olarak gorulmektedir. DAHKEnin yeni hamlesi 2009 Mayisinda siz sevgili punkcu kardeslerimizin begenisine sunulmustur. Ozel "hardcore" cdsi ile sizi gecmise götüren fanzininize ulasmak icin istanbul'un seckin pasajlarina ugramayi ihmal etmeyin.

Twitter çocuğu

Ara pas

Müdaheleler

...

ya devlet bireyi ve toplumsal hayatı daima ezerek, insanın etkin olduğu bütün alanları ele geçirerek savaşlarla ve iktidar mücadelelerine, bir tiranın yerini diğerinin aldığı saray darbelerine yol açacaktır, ki bu gelişmenin sonucunda kaçınılmaz bir biçimde... ölüm vardır..
ya da devletler yıkılacak ve özgür anlaşmasıyla bireylerin ve grupların canlı insiyatifini bir ilke olarak benimseyen binlerce merkez yeniden hayat bulacaktır.
seçmek size kalmış! kropotkin

Tribün Dergi